Gönderen Konu: Terry'nin duyguları  (Okunma sayısı 2906 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı hercaiebabil

  • Master
  • *
  • İleti: 377
  • "Engeller yalnızca umudu olmayanlar içindir."
  • En sevdiğiniz karakter: Annie
  • Ruh Hali: Her daim çoğunluğa aykırı. Mutlu bir çoğunlukta üzgün, vazgeçmiş bir çoğunlukta umutdolu.
  • Memleket: Trabzon
Terry'nin duyguları
« : Ekim 15, 2010, 11:26:42 ÖÖ »
Neobi 'nin isteği üzerine,
Anthony'nin ardından, Terry'nin de duygularını onun ağzından kağıda döktüm.
Sabırsızlıkla beklediğini söyleyen arkadaşlar.
Serseri Terry'nin hiç gösterilmemiş yönlerini göstermeye çalıştım.
Daha derin ve detaylı bir yazı oldu.
Bu yüzden biraz uzun.
(Biraz???? Bu sıfata da yeni bir anlam yükledim. :D)
Bayağı uzun aslında.
Ama sabredip okursanız, beğeneceğinizi düşünüyorum.
Çünkü tamamiyle Terry'nin ağzından aşk hikayesini yazdım.
Bakalım güzel anlatabilmiş miyim.
İyi okumalar...



Kışın son günlerinde kar hala tepeleri terk etmemekte ısrar ediyordu. Hızla ilerleyen trende Terry son bir yılı düşünüyordu. Hayatının en korkunç anılarını ve en güzel anlarını beraber yaşadığı bir yılı. Aklında bir tek isim, gözlerinin önünde tek bir yüz, duymak istediği tek bir ses
-Terry… Terry…
Bir anda düşüncelerden sıyrıldı ve sesin geldiği yere döndü. Rol arkadaşlarından biriydi.
Belki de bu korkunç sürgünde, hayatının daha da zorlaşmasını engelleyen tek kişiydi. Dükü düşündü bir anda. Ve acıyla bu adamın kendisine daha şefkatli ve anlayışlı baktığını fark etti. Bir babanın olması hissi buna benzer bir şey miydi?
Adam bir süre sessiz kaldı ve ardından sordu;
-Adı ne?
Terry şaşırmıştı.
-Kimin?
-Kızın?
-Hangi kızın?
-Seni bu hale getiren kızın.
-Ben… neyden bahsettiğinizi anlamıyorum.
Kimseyle bu konuda konuşmaya hazır değildi. Kendi kendine bile konuşamıyordu.
-Ben çocuk değilim evlat. Ve sen de ne kadar gelecek vaad etsen de, bu gerçeği gizleyebilecek kadar iyi bir oyuncu değilsin.
Terry bir an ne diyeceğini bilemedi.
-Şimdi nasıl bu kadar yetenekli olduğunu anlıyorum Terry.
-Ne demek bu?
-Senin hayatın roldü değil mi? Bu yüzden en zor sahnelerin bile üstesinden gelebiliyorsun. Pek çok şeyi gizleyebilirsin evlat. Pek çok duyguyu. Ama bir tek duygu var ki terk etmez gözleri ve seninkiler onlarla dolu.
-Nedir o?
-Özlem…
-Haklısınız sanırım.
Adamın suratına daha şefkat dolu bir ifade gelmişti. Ve de samimi bir üzgünlük.
-Çocuksun daha. Tüm bu soğuk adam imajının altına saklanan bir çocuk.  Herkesi kandırabilirsin evlat ama benim işi rol yapmak, duyguları gizlemek ve onları taklit etmek. Kimse göremese de görebiliyorum evlat, acı çeken bir kalbin var. Aşk acısı çeken bir kalp.
-Nasıl anladınız?
-Sürekli düşüncelisin. Uzaklara dalıp gidiyorsun, kimseyle konuşmuyorsun. Ve Tanrı aşkına, yanında her genç erkeğin hayalini süsleyebilen Suzanna Marlow var ama sen dönüp ona bakmıyorsun bile.
İkisi birden gülmeye başladılar. Adam devam etti;
-Bunu bir erkeğe yalnızca bir kız yaptırabilir. Çok özel bir kız.
Terry bir an düşüncelere daldı. Camdan dışarı çevirdi yüzünü.
-Bu doğru. O çok özel bir kız. Eşsiz bir kız.
-Gözlerin nasıl da parladı ondan bahsetmeye başlayınca. Adı ne?
-Çilli Tarzan.
-Ne?
-Yok bir şey, sırıtmasına engel olamamıştı.
-İsmi; Candy.
-Güzel bir isim.
-Bir de kendisini görseniz. Candy White Adler…
Gözleri öyle  bir parlamıştı sırılsıklam aşık olduğunu görmemek mümkün değildi. Adam elini Terry’nin omzuna koydu.
-Anlat bakalım hikayeyi en başında.
Derin bir iç çekti Terry, isteksizdi.
-Uzun hikaye.
-Bu sıkıcı yolculuk boyunca sürebilecek kadar uzun mu? Çünkü eğer öyleyse ısrar edeceğim.
Kurtuluş yoktu Terry için. Ve bu adam ona bir baba gibi davranıyordu. Sığınabileceği ve belki akıl alabileceği bir baba gibi. Dükün asla olamayacağı bir baba gibi.
Tamam, diye geçirdi içinden Terry. Yalan yok, sır yok. En baştan en çıplaklığıyla…..
-Eleanor Baker’ı tanıyor musun?
-Tanımam mı? Onu tanımayan var mı?
-Böyle bir gündü. Tam bir yıl önce. Soğuk bir kış günü, onunla tanışmak için Londra’dan Amerika’ya geldim.
-Bayağı hayransın yani.
-Bir oğlun annesine olabileceği kadar.
-Ne??
Adam şaşırmıştı.
-Sen şimdi…
-Evet. Ünlü oyuncunun herkeslerden gizlediği oğluyum.
Terry birkaç saniye sessizce durdu ve sonra devam etti.
-Ben onu görmek için onca yolu almıştım.Yıllar sonra annemi görmek için okyanusu aşmıştım ve o bana oğlu olduğumun bilinmemesini istediğini söylemişti.
-Ben….
-Dışardaki dondurucu soğuk üşiümemişti beni, onun bu sözü kadar. Hemen terk ettim evini. Öfke ateşiyle yanıyordum. Karlı bir kış günü değil, kavurucu bir sıcağı hissediyordum içimde. Öfkeliydim. Babama, ona… Ama en çok da kendime. Nasıl bu kadar aptalca bir şeyi yapmıştım? Beni senelerce aramayan o kadın için neden böyle bir şey yapmıştım?
Gemiyle Londra’ya dönerken sürekli bunları düşünüyordum ve bebek gibi ağlıyordum. En çok da buna kızıyordum. Sisli bir gece geminin pruvasında yine bir yandan üzülüp, bir yandan kendime kızıyorken, bir anda yalnız olmadığımı hissettim. Arkamı döndüm ama etraf çok karanlıktı bir şey göremedim
-Orada biri mi var, dedim. Yoksa beni ağlarken biri mi görmüştü?
Ve o anda sislerin arasından çıktı. Sarı saçları ve yüzündeki sevimli çilleriyle.

Terry suratında beliren gülümsemeyi engelleyememişti. Onu ilk gördüğü gün hala aklındaydı. Ve bu dalışı karşısındaki adamın gözünden kaçmamıştı. Terry daha sonra devam etti.

-Özür dilerim, dedi. Sizinle konuşmak istedim ancak üzgün olduğunuzu görünce rahatsız etmk istemedim.
Evet beni ağlarken görmüştü. Bir an ne yapacağımı bilemedim ama bunu kabul edemezdim. Artık insanların beni aşağılamalarına ve zayıf bırakmalarına müsaade edemezdim. Ve gülmeye başladım.
-Hayal gücün çok kuvvetli Bayan Çilli, dedim. Dikkatini dağıtmaya çalışıyordum, en çok siniri bozacak şeyin çilleri olmalıydı.. Ve onu kızdırmayı başardım.  Ama bana çilleriyle gurur duyduğunu söyledi. Kendine güveni tam bir kızdı yani.
Ve işte bu şekilde tanıştık.
Kendimi en kötü hissettiğim anda  yapmacık yoldan da olsa beni güldürmeyi başarmıştı. Onu iyice sinirlendirdikten sonra yanından ayrıldım. ‘İşte böyle’ dedim kendime. Zayıf görünmeyecektim kimseye karşı. Tüm dünyanın bana yaptığını ben de dünyaya yapacak, kimseyi takmayacak, öfke ateşi ile yakacaktım.
Zengin bir Amerikalı kız. Tüm o aptal görgü kurallarıyla donatılmış bir Amerikan leydisi. Nefret ettiğim Amerika’nın sosyete gülü. Bir daha görmeyeceğim bir kız. Banane onun duygularından. Banane ondan. Buydu ondan uzaklaşırken düşüncelerim.
Ama… Buna kader diyorlar sanırım. Onu daha sonra tekrar gördüm. Defalarca. En olmadık zamanlarda çıktı karşıma Yanımda birilerini olmasına en ihtiyaç duyduğum anlarda.
Bir gün okulda gördüm onu. St. Paul Akademisi’nin yetiştirdiği zavallı lady adaylarından biriydi demek. ‘Yanılmamışım’  demiştim kendime.
Nasıl da yanılıyormuşum halbuki. O kızlarla arasında hiçbir ilgi yokmuş meğer.

Başını tekrar camdan tarafa çevirdi.

Yalnız kalmayı severim. Fark etmişsindir. Akademideyken sürekli binalardan uzaklaşır tepede vakit geçirirdim. Bazen de ağaçlara tırmanırdım. Rahatlamamı sağlayan iki şeyden biri. Diğeri de at binmektir. Onunla tanıştıktan sonra bu iki huyo kadar değişti ki…

-Yine bir ağacın tepesinde vakit öldürdüğüm bir gündü.
Yine onu gördüm. Okulun en pısırık ucubesi –Neil Leagan- kolundan çekiştiriyordu. Kız en sonunda sinirlendi ve ‘benden ne istiyorsun’ dedi. Neil onu aşağılamaya çalıştı ama kız kolay lokma değilmiş. Bunun üzerine sersem şey daha önceden anlaştığı iki arkadaşıyla kızın etrafını sardı. Buna rağmen yine de öyle  cesurdu ki. Ellerinden kurtulmaya çalıştı. Üç erkeğe birden meydan okuyordu.  İçlerinden biri çelme takarak onu düşürdü. Neil fakir olduğunu, ahırda çalıştığını söyledi.
-Ağlarsan seni bırakırız, dediler kollarından çekerek.
 Şımarık zengin züppesi, kıza ‘senin gibi bir kız böyle bir okula gitmeyi hak etmiyor’ diyince sıramın geldiğini anladım ve at kırbacımla, Candy’ye uzattığı eline vurdum.
Babasının parasına güvenen sünepe ucube. Parasının her kapıyı açacağına inanıyordu.Parası olmayanların ise birer zavallı olduğunu düşünüyor, kızı kendinden hakir görüyordu. Ne kadar kızdığımı anlatamam.
3 zavallıyı da benzetip kaçırdıktan sonra geldiğim gibi gidiyordum ki ‘Bekle’ dedi bana. Şaşkınlıkla teşekkür etmeye çalıştı. Korktuğu ve minnettar olduğu belli oluyordu. Ama kimsenin kahramanı olmaya niyetim yoktu. Ona gerçeği söyledim. Tek isteğimin Neil ve arkadaşları gibi zavallıların suratını dağıtmak.
Bana garip bir şekilde bakmaya başladı. Eğlence başlıyor diye düşündüm.
-Neden bana böyle bakıyorsun yoksa aşkını mı itiraf edeceksin, dedim.
Ve onu kızdırmayı yine başardım.Bana minnet duymasını istemiyordum. Hiçbir güzel duyguyu istemiyordum, hiçbir samimi duyguyu. Karşılıksız hiçbir duyguyu yakınlarımda istemiyordum. Çünkü biliyordum. Eğer bu duygulara kendimi açarsan annem ve babam olan o iki işe yaramaza beni hırpalamaları için yeni kapılar açılacaktı.
İyice öfkelendirdikten sonra aymaz bir ifadeyle yanından ayrıldım. Kimse beni umursamıyordu. Ben de kimseyi takmayacaktım…
Bir gece odamdan dışarıyı seyrederken, bir hışırtı duydum. Ve sonra bir ip gördüm. Bir dala dolandı. İpin geldiği yöne baktım. Kızlar yurdundan geliyordu. Akşamın bu saati kızlar yurdundan nasıl biri bir dala ip atardı? Ve sonra onu gördüm. İpe tutunarak tek bir hareketle kızlar yurdundan erkekler yurduna uçtu.
-Ne?? Sen bir Adler kızının ağaç dalına attığı bir iple gecenin bir yarısı katı kurallarıyla ünlü bir İngiliz dini okulunda, kızlar yurdundan erkeler yurduna uçtuğunu mu söylüyorsun?
-Tek bir hareketle. Gerçek bir profesyonel gibi. İnanılmaz, değil mi?
-Evet. Gerçekten inanılmaz… Ne işi vardı o saatte erkekler yurdunda?
-Yan odamda iki akrabası vardı.
-Ne cesaret….
-Hı hı. Tarzan gibi.  Çilli Tarzan ismini verdim ona bu yüzden.
-O yüzden ismi ne dediğimde ‘Çilli Tarzan’ dedin.

Terry’nin suratına hınzır bir ifade gelmişti. Sırıtıyordu.

-Evet. Ona bunu söylediğimde o kadar sinirlenmişti ki, anlatamam. Sırf onu kızdırmak için dilimden düşürmemeye başladım bu sözü. Gerçekten nefret etmişti o isimden, her seferinden ilk kez duyuyormuş gibi sinirleniyordu.

Kalabalıktan nefret ederim. Bu yüzden okulun tatil günlerini –ki çok nadirdir- iple çekerdim.  Bütün diğer zengin bebeleri tatile çıkar ve ben de kafamı dinleyebilirdim. Tepelerin birinde saatlerce yere uzanıp, sigara içerdim. Eğlenceden anlayışım işte. Yine öyle bir gün yanıma geldi ve tepeyi çok sevdiğini söyledi. ‘Pony Tepesi’ diyormuş. “Lütfen burada sigara içme’ dedi.
Garip kız.  Rahibeler bile benim sigara içmemi engelleyemiyorken bana –okulun en belalı tipine- böyle bir şey söylemeye cesaret etti. Kızlar beni gördükleri yerde yönlerini değiştirir halbuki.  .
Bir kaç gün sonra yine sigara tüttürürken bastı beni. Arkamdan gelmiş. Bir anda adımı söyleyince şaşırdım. Şaşırdığımı gördüğünde de gülmeye başladı. ‘Sen de ister misin’ dedim sigarayı uzatarak. Elime vurdu ve ‘bir daha Pony Tepesinde sigara içmeyeceksin demedim mi’ dedi cidden kızgın ve ciddi bir ifadeyle. Gerçekten şaşırtmıştı beni. Hiç kimseden hiçbir şeyden korkmuyordu. Anlaşılan bu Pony Tepesi’ni çok seviyordu.

Terry bir an o ana gitmişti. Cebinden mızıkayı çıkardı.

-Ve bana bunu verdi. ‘Sigara içmek yerine mızıka çal’ dedi. Onun en sevdiği enstrümanmış. Denemekten zarar gelmez diye düşündüm. Çalmaya başladım. Yanıma oturdu ve sessizce beni dinlemeye başladı. İçimde garip bir his belirdi. Garip ve sıcak bir his. Hep yanımda kalsın ve mızıka çalışımı dinlesin istedim. Yanımda olması gerçekten hoşuma gitmişti. Onu kızdırmak kadar güzel bir şeydi. Mızıka çalmanın beni bu kadar rahatlatacağını tahmin etmezdim.

Okulun kurallarını hiç umursamazdım. Ne yapacaklar okuldan mı atacaklar. Dükün o eşek yüküyle yardımlarına bu kadar muhtaçken zordu biraz o. Bu yüzden beni engelleyen bir şey yoktu. Bir gece gene okuldan kaçıp, içmeye gitmiştim. Ardından bir grupla kavgaya tutuştum. Bayağı kalabalıktılar ve bayağı hırpalandım. Yoldan geçen biri bana yardım etti ve okula getirdi, gizlice yurda soktu. Zar zor odama doğru yol almaya başladım. Kapıyı açıp içeri girdiğimde kendimi yerde buldum. Sonra bir ses işittim;
‘Terry. Burada ne işin var’
Başımı gelen sese çevirdiğimde Candy’yi gördüm. Yataktan çıktı ve yanıma geldi.
Meğer adam beni kızlar yurduna sokmuş. Şimdi söyle zengin bir aileye mensup bir lady gecenin bir yarısı odasına dalan sarhoş ve yüzü gözü dağılmış bir adamı görünce ne yapar?
-Ne yapacak. Çığlığı basar herhalde.
-Çok doğru. Ama onun tek düşündüğü şey yaralarımı sarmak oldu. Her tarafım ağrıyordu ama o yine de beni güldürmeyi başardı. O kadar saf , iyi niyetliydi ve şirindi ki. Benim için kuralları çiğnemekten çekinmedi ve şehre bana ilaç almaya gitti. Gecenin o saatinde bir başına.
-Görünüşe göre omzundaki melekmiş.
-Hı hı. Daha sonra da beni kurtaran o adamın, aynı zamanda Candy ile de arkadaş olduğunu öğrendim. Hayvanat bahçesinde çalışan bir gezginle arkadaşlık yapan bir hanımefendi. Gerçekten sürprizlerle dolu bir kızdı.
Tekrar gülümsedi Terry. Kulübede karşılaşmalarını hatırlamıştı. Ve sonra kaşları çatıldı;
-Ama bir gece…..
-…
-Bir gece gerçekten kötü bir şey oldu. Sinirlerim bozuktu, dolaşmaya çıkmıştım. Odama döndüğümde Candy’yi orada gördüm. Çok şaşırmıştım. Onun ise beni görünce korkudan dili tutuldu. Ve elinden annemin benim için imzaladığı resmi düştü. Resmi görmüştü demek. Lanetler ediyordum içimden, bunu kimse öğrenmemeliydi.  Sinirle yırttım resmi. Param parça ettim. Sonra onu kollarından tuttum ve eğer bundan birilerine bahsederse onu parçalayacağımı söyledim. Korkudan bir şey söyleyemiyordu. Zar zor odama kazayla girdiğini söyledi ve özür diledi. Sırrımı kimseye anlatmayacağını söyledi. Benimse tek istediğim yalnız kalmaktı. Onu odamdan kovdum.
Günlerce öfkemi yatıştıramadım. Sürekli aynı şeyleri düşünüyordum. Annemin bana söylediklerini, babamın yeni karısının kendini beğenmişliğini, babamın umursamazlığını… Tüm bu kabuslar içindeki tek güzel şeydi Candy ve ben ona çok korkunç şeyler söylemiştim. Bir gece başım çatlayacak gibi oldu. Tüm olanlar içimi kemiriyordu, sakinleşmem gerekiyordu. Biraz atla gezmeye karar verdim. Atı çıkardım ve öfkeyle sürmeye başladım. Her şeyden herkesten kurtulmak istiyordum.  Sonra bir ses duydum.
-Atları sürmeyin…. Ve ardından acı bir çığlık işittim. Sesin geldiği yönde yerde baygın yatan kızı gördüm. İyi mi diye bakmaya gittiğimde o kızın Candy olduğunu fark ettim. Kendinde değildi ve çok kötü düşmüştü. Ne kadar da kırılgan ve savunmasız görünüyordu.  Onu kucağıma aldım ve revire götürdüm. Sayıklıyordu. Acı içinde sayıklıyordu. Bir isim…

‘Anthony’

Sonra peşimden bir rakunun geldiğini gördüm. Üzgün ve endişeli görünüyordu. Candy’yi yatağa yatırdığımda yanına çıktı yüzünü yalamaya başladı. Candy’nin hayvanı olmalıydı. Yanında vahşi bir rakun gezdiren bir kız…

Gözleri boşluğa asılı kaldı bir süre.

-Rahibelerden biri revire dalınca Rakun hemen saklandı. Kızın kaza geçirdiğini söyledim. Rahibe, Baş rahibeyi çağırmaya gitti. Candy hala kendinde değildi. Sonra gözlerinden yaş aktığını gördüm. Gözlerini sildim ve gene aynı ismi sayıkladı.
-Anthony….

O an, onun göründüğünden çok daha başka biri olduğunu hissettim. Benim gibi bir yerlerde yarası olan biriydi belki de. Birilerini çok düşünüyordu. Kendinde değilken bile gözyaşı dökebilecek kadar.

Günlerce bunu düşündüm. Bana ne olduğunu anlamıyordum. Nasıl olduğunu fark edemeden Candy’yi aklımdan çıkaramaz olmuştum. Sürekli onu düşünüyordum ve onu görmek istiyordum. Okul ilk defa gözüme güzel gözükmeye başlamıştı.
Artık yalnız kaldığında aklıma ilk gelen soru nerede olduğu, ne yaptığı oluyordu. Bir gün Neil sersemi ve tayfasını gördüm, peşinde. Başına bela açma niyetindeydiler. Hiçbir gerekçem yoktu ama  bir anda içimde bir his uyandı. Onu korumam gerektiği hissi. Karşı konulmaz bir histi. Sonu ne olursa olsun yapmama gereken bir görevdi sanki.

Bana o gece için teşekkür etme gereği hissetmiş. Ayağıma kadsar geldi ve tüm kalbiyle teşekkür ettiğini söyledi.. Tüm kalbiyle….

O gün düşündükleri geldi aklına.

Ah saf kız kalbini bu kadar açarsan canının ne kadar yanacağını bilmiyor musun? Benim gibi birine tüm kalbinle teşekkür etmek.. Dünyaya bu kadar pembe bakma, her şeyini yıkarlar..Bir şey kalmaz elinde gözyaşlarından başka. Bilmiyor musun?


-Peki şu sayıkladığı isim… Anthony… Kimmiş bu?

Terry’nin suratında beliren ifade adamı pişman etmişti. Tam bir şey diyecekti ki Terry konuşmaya başladı.

-Bir hafta sonu, o bahsettiğim hayvanat bahçesinde çalışan adamın yanına gittim. Adam kafa birine benziyordu. Ama sanırım onun yanına gitmemin tek sebebi iyi biri olması değildi. Çünkü konu dönüp dolaşıp Candy’ye geldiğinde sevindiğimi hissetmiştim. Biz biraz konuştuk ve birden yanımızda belirdi…. Ve onu görünce ne kadar da özlediğimi fark ettim. En son birkaç gün önce görmüştüm ama yine de özlemişim….
Hayvanat bahçesini gezdik beraber. Gerçekten eğlendiğimi hissettim. Onun yanında gerçekten de eğleniyordum. Öfkesi benimkinden çok farklıydı. Bu yüzden en çok onu kızdırmak hoşuma gidiyordu. Bir ara ileri gitmişim beni kovalamaya başladı. Ve ben gönlünü bir avuç şekerle almayı başardım.. Bu kadardı öfkesi.. Bu kadar kısa süreli. Benimkiyle taban tabana zıt…
Daha sonra neden bütün gün ortalarda olmadığını sordum. Ve o an fark ettim tepeye giderken hep onu görmeyi ummuştum ve göremeyince hayal kırıklığına uğramıştım. Bana bir arkadaşının okulda gizlice bir kaplumbağa beslediğini ve bunun ortaya çıktığını söyledi. Ve arkadaşını savunduğu için ceza almış. Başının belaya gireceğini bile bile insanları savunan biri olduğunu anladım. Belki de bana bu yüzden bütün kalbiyle teşekkür etmişti. Tüm dünyaya açılmış kocaman bir kalp…
Gördün mü çilli kız, bu kadar açık bir kalp sana anca sorun getiriyor.

Üzgün görünüyordu. Mayıs Festivaline katılamayacağım, dedi. Bizim okulun düzenlediği işe yaramaz kutlamalardan biri işte. Bir kere bile gittiğim görülmemiştir. Ama o sene katılmayı düşünüyordum…
Ta ki Candy katılamayacağını söyleyene kadar…
Bahsettiğim ortak arkadaşımıza da davetiye gönderdiği için üzgün olduğunu söyledi. Nasıl tanıştıklarını merak ettim ve sordum.
Candy için bir kahramanmış. Onun en zor zamanlarında yardımına koşmuş. Amerika’dayken tanışmışlar. Amerika deyince gözleri parladı ve yaşadığı yerden bahsetmeye başladı. Sonra bir an durdu suratına acı dolu bir ifade geldi.
-Eminim şimdi Anthony’nin gülleri açmıştır, dedi….
Kim olduğunu sordum. Gözleri parlayarak bir gül yetiştiricisi olduğunu söyledi. Beni ilk gördüğünde ona benzetmiş ama aramızda aslında hiçbir benzerlik yokmuş..
Başkalarına benzetilmek hoşuma gitmez, ben başkası değilim. Ben benim… diye geçirdim içimden. Hele de cılız bir gül yetiştiricisi hiç değilim. Ondan böyle bahsedince öyle kızdı ki.
-O cesur ve mertti. Kusursuzdu, dedi.
Öyle bir aşkla bahsetti ki ondan, kendimi berbat hissettim.

Sen onu bu kadar düşünüyorsun, bu kadar savunuyorsun. Ama beyimiz ortalarda yok

Onu  bu kadar övdün, ama bakıyorum ki Amerika’daki güllerini sana tercih etmiş, dedim. Adam onu umursamıyor ama o hala Anthony Anthony diye etrafta dolanıyordu.
Ve ardından gerçeği öğrendim. Hiç aklıma gelmemiş olan gerçeği.
Anthony öldü, dedi. Attan düştü ve öldü….
Bir an her şey dondu. Sesi nasıl da titremişti bunu söylerken. Hala kabullenemediği nasıl da belli oluyordu. Hala acı çektiği nasıl da belli oluyordu. Ne çok sevmişti Anthony’yi. Hala unutamıyordu.
O gece o yüzden kendini kaybetmişti. Beni ilk gördüğünde de Anthony’ye benzetmiş zaten. Bütün parçalar yerine oturmuştu. Gecenin bir yarısı, at çığlıkları duydu ve hırsla at binen beni gördü. Beni Anthony sandı ve kendini kaybetti. Ölümünü hala kabullenememişti bu yüzden beni durdurmak istedi. Çünkü onun gözünde o sırada ben Anthony’ydim ve henüz Anthony ölmemişti.
Bir hayalle yarışıyordum demek ki. Candy’nin kalbi ölü birini seviyordu. Bir anının yerini nasıl doldurabilirdi ki insan? Bir ölüyü nasıl unutturabilirdi?
Onun için hiçbir şey ifade etmiyordum demek ki. Gerçi şaşılacak bir şey değildi ya. Kimse için hiçbir şey ifade etmiyordum… Ama ilk defa bu gerçek canımı bu kadar yakmıştı.

Günler sonra mayıs festivali gününde, ceza odasına gittim, onu kontrol etmek için. Ne olursa olsun onu görme isteğine engel olamıyordum. Odada yoktu. Kaçmıştı gene. Partiye katılmış olmalıydı. Onunla olmak istiyordum. Ona Anthony’yi unutturmak. Sırf bu yüzden parti kıyafetlerimi giyip, parti salonuna gittim. Uzunca bir süre onu aradı gözlerim. Ama bulamadı. Canım sıkılmıştı. Ormana gittim kafa dağıtmaya. Ağaçlardan birine tırmandım. Sonra çalılıklar arasında bir hışırtı duydum. Parti kıyafetli maskeli biri gizlice benim üstünde olduğum ağacın yakınlarında bir yere geldi. Maskeyi ve peruğu çıkardı….

Suratına gelen gülümseme ışıl ışıldı Terry’nin.

-Romeo kılığına girmiş. Üstünü değiştirmeye başladı. O kadar eğleniyormuş gibi görünüyordu ki. Romeo kıyafetlerinden kurtuldu ve Juliet kıyafetlerini giydi. Kahkaha atmaya başladım. Ne yapmış etmiş festivale katılmayı başarmıştı. Beni görünce çok sinirlendi ama dediğim gibi uzun süre sinirli kalamıyor. Elinden tuttum ve onu Pony Tepesi’ne götürdüm. Bana ‘hayır’ dememişti. O da benimle vakit geçirmeyi seviyordu, demek ki. Beraber manzarayı seyrettik ve sohbet ettik. Çocukken hatırladığım bir piknikten bahsettim. Çocukluğuma ait tek güzel şeyden.  Kimsesiz olduğunu söyledi bana onun hiç böyle anıları yokmuş, kıskanmış beni.
‘Beraber pikniğe gidelim mi’ dedi. Benimle vakit geçirmekten gerçekten de hoşlanıyordu. İlk defa birilerinin bana bu kadar değer verdiğini hissetmiştim. Hiçbir şey diyemedim. Bir an sonra da festival salonundan dans müziği gelmeye başladı. Festival salonunda değildik ama istediğime kavuşmuştum. Yanımdaydı ve müzik tepeye kadar geliyordu. Dans etmeyi teklif ettim.
Salon ya da çimler ne fark eder. İşte dans ediyorduk. Ve ben gerçekten mutluydum.  Ama aklı başka bir yerdeymiş gibi görünüyordu. Nesi olduğunu sordum;
‘Bu Anthony ile ilk kez dans ettiğimiz müzik’ dedi.
Başımdan kaynar sular döküldü. Hala aklında o vardı. Bana baktığında hala beni görmüyordu. Hala önümdeydi Anthony’nin hayali. Öfkeden çıldıracak gibi oldum. Sinirle terk ettim tepeyi. Odama gittim. Duvarları yumrukladım. Ama ne kadar kızgın olursam olayım, aklımda sürekli tek bir soru vardı;
-Eğlenebiliyor mu acaba….
-Eğer rahibelerden biri izgüzarlık yapardı odasına giderse başı ciddi şekilde belaya girebilirdi. Ve ben bunu istemiyordum. Aklında Anthony olsun olmasın, benim farkımda olsun olmasın, mutlu olmasını istiyordum sadece. Ceza odasına gittim ve yatağına girdim. Bunu iyiki de yapmışım. Başı az kalsın belaya girecekti.
Bana öyle minnet dolu gözlerle bakmıştı ki, bu gözler için her şeyi yapabileceğimi fark ettim.
Onunla ilgili her gün yani şeyler öğreniyordum. Ve her yeni şey beni ona biraz daha bağlıyordu. O kadar yardımsever ve fedakardı ki… Başkaları için gururunu hiçe sayacak kadar geniş bir kalbi vardı. Belki bir gün beni de sever umuduyla yaşamaya başladım.
Yaz gelmişti ve ben ne yapacağımı bilmiyordum. Tatil boyunca Candy’ye göremeyecek olduğum düşüncesi canımı sıkıyordu. Yazı İskoçya’daki bir yaz Okulu’nda geçireceğini öğrendiğimde yeni istikametimin neresi olduğunu anladım. Dük’ün orada bir malikanesi vardı. Bir anda daha bir sevindim onun oğlu olduğuma.
Ve bir anda Eleanor çıktı ortaya. Sürekli beni görmek istediğini söylüyordu. Hanımefendi
benimle konuşmak istiyormuş… Tek yaptığı sinirlerimi bozmaktı halbuki. Ama kısa bir süreliğine gelmişti ve gidecekti. Güzel haber ve ben de Candy ile daha çok vakit geçirebilecektim.
Tam ondan kurtulduğumu düşündüğüm sırada tekrar karşıma çıktı. Yanımda Candy varken üstelik. Ben her ne kadar Eleanor’u dinlemek istemesem de, Candy bana bir annem olduğu için çok şanslı olduğumu söyledi.
-Ne olursa olsun, bir annem olsun isterdim.
Kimsesizlik böyle bir duygu muydu?
Bir anımı hatırladım. Annemin benim için babama yalvardığı bir anı. Çok küçüktüm  o sırada, aklımdan çıkmış. Ve bir anda ortaya çıktı. Candy’nin söylediklerini düşündüm. Dük’ün karısından daha kötü bir anne olamazdı, değil mi? Ona bir şans vermek istedim. En azından Candy için.
Ve ben de Candy için bir şeyler yapmak istedim. Onu üzen bir şeyin üstesinden gelmek. Anthony’yi ona unutturmak istedim. Ben onun için çıldırırken, onun benim farkıma varmaması artık canımı sıkıyordu. Beni sevsin istiyordum. Anthony’yi sevdiği kadar olmasa da sevsin istiyordum.
Onu ata bindirmeye karar verdim. Ama o atı görür görmez, titremeye başladı. Gitmeye, kaçmaya çalıştı. Acılardan kaçılabilinir mi ki? Yaralar tedavi edilmeden yola devam edilebilinir mi? Biri unutulmadan bir başkası sevilebilinir mi?
Zorla bindirdim onu ata. Kollarımda nasıl da titriyordu. Yalvarıyordu ‘indir beni’ diye. Hıçkırıklarla ağlıyordu. Atı dörtnala sürdüm. Bir yandan atın ayak sesleri, bir yandan onun hışkırıkları ve yalvarmaları, ne kadar gittik bilmiyorum. O bana indir beni dedikçe öfkeleniyordum.
-Çağır Anthony’yi dedim. Madem bu kadar korkuyorsun çağır onu. Yardıma çağır. Madem öldüğünü kabulleniyorsun ve dönmesini bekliyorsun çağır.
Ağlaması bitmiyordu.
-O öldü, dedim. Ölüler geri dönemezler. Yaşayanlar da ölülerle birlikte ölemez. O öldü ama sen hayattasın.unut onu. O öldü ama biz hayattayız.

O yok artık, şimdi ben varım. Ben bir başkasıyım. Yanındayım. Ben buradayım. Unut onu. Bana bak. Kalbimi dinle. Başını yasladığın göğsümde. Onun kalbi atmıyor ama benimki atıyor. Ve benim kalbim seni seviyor. Duy kalbimin sesini. Anthony yok artık, unut.
 
Sonra durdum. Hala titriyordu. Gözleri hala yaşlıydı. Kollarımdaydı. Kalbimin hemen üstündeydi başı. Ve bir başkası için ağlıyordu. Benim yerimde onun olmasını diliyordu belki. Bir süre daha sessizce ağladı. Sonra bana biraz daha sokuldu. Hiç bitmesin o an istedim. Acı çekiyordu. Acı çekiyordum. İkimizin de canı yanıyordu ama yine de bitmesin istiyordum.

-Haklısın, dedi.
Ve sessizce attan indi. Gözlerini kuruladı. Teşekkür etti. Bana baktı. Gözlerinin içi parlıyordu. Gülümsüyordu. Biliyordum. Bir şekilde biliyorum. Bana gülümsüyordu. Anthony’ye benzettiği bana değil, gerçek bana. Artık bir umudum vardı.

Bir akrabası vardı. Eliza diye bir kız. 
Eliza….

Öfkeyle yumruğunu sıktı. Dişleri gıcırdadı. Nefret ateşini gözlerinde görmemek imkansızdı.

Kibirli, kendini beğenmiş ve düzenbaz. Nefret ederdi Candy’den. Taban tabana zıttılar. Gece ve gündüz gibi. Ona zarar vermek için her şeyi yapmaya hazır bir yılan. En başta bunu fark edemedim. Fark ettiğimde ise çok geçti.
Bir gün bir kaza geçirdi. Boğulma tehlikesi atlattı. Onu kurtardığım için bana teşekkür etmek istedi ve adıma bir parti vereceğini söyledi. Her ne kadar parti adamı olmasam da, orada Candy’nin de olacağı gerçeği içimde büyük bir gitme isteği uyandırdı. Ama partiye giderken yolda karşılaştığımızda davetli olmadığını söyledi. Gitmem için bir sebep kalmamıştı.
-Madem sen gitmiyorsun, ben de gitmem, dedim.
Şaşkınlıkla ‘Sahiden mi’ dedi. Belli etmemeye çalışıyordu ama sevinmişti. Bu beni daha da mutlu etti. Onun için gerçekten bir şeyler ifade ediyordum. Beraber malikaneme gittik. Partide elde edilemeyecek bir şey, yalnızdık. Biraz konuştuk. Ve ben onu biraz daha tanıdım. Annemle aramın düzeldiğini söylediğimde yüzüne hüzün çöktü. ‘Kıskandım’ dedi. Bütün gece konuşmak istedim onunla. Onu hakkındaki her şeyi öğrenmek. Bir ailesi olmadığı için üzgünse omzumda ağlasın istedim. Hep yanında olmak istedim. Hep yanımda olmasını istedim.

Bir gün ona babamdan bahsettim. Güzel bir bahar günüydü. Baş başa çimenlere oturmuş önümüzdeki göle bakıyorduk o sırada. Annemle tanışmasından, benim doğumumdan, babamın yalnızca adını korumak için annemle evlenmesinden ve bizi ayırışından. Babam gibi olmak istemediğimi söyledim. Tüm ömrümü aile şerefimizi düşünerek istemediğim bir şekilde yaşamak istemediğimi  söyledim. Kendim olmak istiyordum. Bana baktı. Gözlerinde hayranlık vardı. Bir şey demedi ama beni anladığını hissettim. Sonra onu dansa kaldırdım. Pony Tepesi’nde yarım kalan dansımızı tamamlamak istemiştim. Yakınlarda bir müzik yoktu ama ikimizde onu gitmiştik ve eminim o da benim gibi o günkü müziği duyabiliyordu. Sonra içimde bir şimşek çaktı. Bir anda durdum. ‘Babam gibi olmayacağım’ dedim kendi kendime aşkımı gizlemeyeceğim. Şaşkın bir şekilde bana bakıyordu. ‘ya şimdi ya hiç’ dedi bir ses bana ve onu kendime çektim.
Hayatımda ilk kez birini öpüyordum. Bu onun için de bir ilk olmalıydı. Titrediğini fark ettim. Ve aslında ben de titriyordum. Sonra birden çekti kendini ve öfkeyle vurdu bana. Bir serseri olduğumu söyledi. Kaba biri olduğumu, benden nefret ettiğini. Ben tüm kalbimi ona açmışken, her şeyi onun için boş vermişken o bana bunları demişti.
Günlerce aklımdan çıkaramadım söylediklerini, öfkemi atamadım. O arada da okul dönemi başlamıştı. Canım çok sıkılıyordu. Sürekli tepeye çıkıyor, mızıka çalıyordum. Sürekli gelmesini diliyordum. Ne olursa olsun gelmesini. Belki de acele etmiştim. Belki erken davranmıştım. Her şeyi başa sarmayı öyle çok istiyordum ki.
Ve bir gün geldi. O da benden uzak kalamamıştı. Bunu kendine itiraf edemediği belliydi ama o da beni seviyordu. Ne kadar nefret ettiğini söylerse söylesin, seviyordu.

Her şey düzeldi sandım. Artık her şey daha güzel olacaktı. Bir gün atla gezintiye çıkmıştım. Eliza birden önüme çıktı. Atı zor durdurdum. Şimdi keşke durdurmasaydım diyorum. Ezsem, dünyadan bir böcek daha silinirdi. Candy ile ilgili bir şeyler söyledi. Hırsız olduğundan, iki yüzlü olduğundan bahsetti. Gözümde onu kötülemeye çalışıyordu.
Onun gibi bir sosyete kibirlisinin sözlerinin beni etkileyebileceğini  düşünüyordu. Candy’nin aile şerefimi lekeleyebileceğini söyledi.
Gerçek bir ucube. Candy’nin tırnağı bile olamayacak bir zavallı…
Çektim gittim. Söyledikleri umurumda değildi. Kendisi de öyle.
Ve yılan… Sonunda zehrini akıttı.
Bir gün odamın altından bir kağıt atıldığını gördüm. Candy benimle önemli ve acil bir şey için konuşmak istediğini söylüyordu. Notun sonunda kağıdı yırtıp atmama söylemişti ama bu benim Candy’den aldığım ilk mektuptu. Elimde onun el yazısı vardı. Atamadım.
Şimdi iyiki de atamamışım diyorum. Çünkü aslında mektup bir oyunmuş. Eliza’nın oyunu. Candy’ye de benim ağzımdan aynı notu yollamış. Buluştuğumuzda rahibeler bizi bastı. Okul içinde uygunsuz ilişki yaşadığımız gerekçesiyle Candy’ye okuldan kovulduğunu söyledi. Kuleye kapattılar onu. Bizi bir kere bile dinlemeden yargıladılar.
Zorla götürülürken bir umut bana seslendi. Sesi hala kulaklarımda.
Ve benim cezam… Bir hafta oda hapsi.. ‘Beni de okuldan atın’ dedim…
Okulun geçim kaynağı kesilir miydi?.... Böyle bir suç işlemiş olsa bile.
Rahibeye her şeyi anlattım. Ama umursamıyordu. Kurallar kurallar. İkimizi asla aynı okulda tutamayacağını söyledi.
Candy evlatlık bir kızdı ve bu olay onun reddedilmesine sebep olabilirdi. Ve onun gidecek başka bir yeri olmadığını söyledi akrabaları. Çok acı çektiğini söylediler. Mutlu olmayı hak ettiğini söylediler. Neler yaşadığını hiç bilmiyordum. Onu hep neşeli görmüştüm. Ama meğer o her şeye rağmen mutlu olmayı başaran bir kızmış. Ona bunu yapmaya hakkım yoktu. Kulenin önüne gittim. Sesini duymak istedim. Yapmak istediğim şey için cesarete ihtiyacım vardı ve bunu bana sadece Candy verebilirdi. Bütün gece mızıka çaldım ona. Sırf biraz da olsa moralini yükseltmek için. Sabaha doğru çıktım okuldan. Aptal gibi babamın yanına gittim. Ona ihtiyacım vardı. Adına, parasına. Yalvarmaya hazırdım. İstediği her şeyi yapmaya. Ama dükün umurunda değildi.
Tutunduğum her dal kırılıyordu. Dokunduğum her şey kuruyordu. Hayatıma giren her güzel şey soluyordu. Lanetliydim sanki.
Rahibenin odasına gittim. Tekrar konuşmak için. Ama o aynı şeyleri söylüyordu ve sonra bir ışık gördüm söylediklerinde;
-Ne olursa olsun artık ikinizi birden aynı yerde tutamam.
İşte buydu. Eğer ben gidersem affedilecekti. Rahibeye gideceğimi söyledim, tek isteğim affedilmesiydi.
Odama Candy için birkaç satırlık bir not bıraktım.  Bir başkasının görmesi ihtimaline karşı, tekrar başını belaya sokacak şeyler yazamadım. Halbuki ona onu ne kadar sevdiğimi söyleyebilmek isterdim. İlk gördüğüm andan beri aklımdan çıkmadığını, beni ne kadar değiştirdiğini. Hayatıma giren ilk güzel şey olduğunu söyleyebilmek isterdim. Onun yerine ona ait bir sözü kullandım.
‘Tüm kalbimle..’ Kalbimi ona açtığımı itiraf ediyordum. O bunu anlardı. Bunu yalnızca o anlardı.
 Ve okulu terk ettim. Sonrası da malum.

Emektar tiyatrocu diyecek bir şey bulamıyordu. Tren karların arasında hızla ilerlemeye devam ediyordu.
-Onu o kadar özledim ki. Tekrar görebilmek, sesini tekrar duyabilmek için neler yapmazdım. İyi olduğunu bilmek istiyorum. Mutlu olmasını istiyorum. Ben… Ben onu seviyorum.
Gözlerini yaşlı tiyatrocuya çevirdi.
Ben….
Soylu İngiliz Dükünün tek varisi..
Ünlü oyuncu Eleanor Baker’ın herkeslerden gizlediği oğlu..
Terrius Graham Granchester.
Sahip olduğum her şeyden kimsesiz ahır prensesi Candy için vazgeçtim.

Başını cama çevirdi. Derin bir iç çekti.

-Ve şimdi pişmanım.

Cebinden mızıkasını çıkardı. Kutsal bir emanetmiş gibi tutuyordu.

-Tüm bunları yaparken onu yanıma alamadım diye.
« Son Düzenleme: Ekim 23, 2010, 04:04:29 ÖÖ Gönderen: neobi »
"Gücünüz her şeyimi almaya kadir olabilir.
Ama omuduma dokunamayacak kadar da acizdir."

Çevrimdışı amorf

  • Forum Moderatörü
  • *
  • İleti: 7262
  • DuR..! FaKaT DiNLe :D
  • En sevdiğiniz karakter: Candy
  • Ruh Hali: çöpçüler götürdüğünden beri ruhundan haberi yok...
  • Memleket: Memleket isterim Gok mavi, dal yesil, tarla sari olsun; Kuslarin ciceklerin diyari olsun. Memleket isterim Ne basta dert ne gonulde hasret olsun; Kardes kavgasina bir nihayet olsun. Memleket isterim Ne zengin fakir ne sen ben farki olsun; Kis gunu herkesin evi barki olsun. Memleket isterim Yasamak, sevmek gibi gonulden olsun; Olursa bir sikayet olumden olsun.
Ynt: Terry'nin duyguları
« Yanıtla #1 : Ekim 15, 2010, 12:07:58 ÖS »
 :yooo bu nee okusammı :85
bir ara söyle bos birgünümü ayırıp okuyayım bari :D :D

Çevrimdışı hercaiebabil

  • Master
  • *
  • İleti: 377
  • "Engeller yalnızca umudu olmayanlar içindir."
  • En sevdiğiniz karakter: Annie
  • Ruh Hali: Her daim çoğunluğa aykırı. Mutlu bir çoğunlukta üzgün, vazgeçmiş bir çoğunlukta umutdolu.
  • Memleket: Trabzon
Ynt: Terry'nin duyguları
« Yanıtla #2 : Ekim 15, 2010, 12:26:37 ÖS »
Sabırlı biriysen oku derim.
Terry'ninn duyguları bunlar

Ve Terry gerçekten sabır isteyen biri :)
"Gücünüz her şeyimi almaya kadir olabilir.
Ama omuduma dokunamayacak kadar da acizdir."

Çevrimdışı amorf

  • Forum Moderatörü
  • *
  • İleti: 7262
  • DuR..! FaKaT DiNLe :D
  • En sevdiğiniz karakter: Candy
  • Ruh Hali: çöpçüler götürdüğünden beri ruhundan haberi yok...
  • Memleket: Memleket isterim Gok mavi, dal yesil, tarla sari olsun; Kuslarin ciceklerin diyari olsun. Memleket isterim Ne basta dert ne gonulde hasret olsun; Kardes kavgasina bir nihayet olsun. Memleket isterim Ne zengin fakir ne sen ben farki olsun; Kis gunu herkesin evi barki olsun. Memleket isterim Yasamak, sevmek gibi gonulden olsun; Olursa bir sikayet olumden olsun.
Ynt: Terry'nin duyguları
« Yanıtla #3 : Ekim 15, 2010, 12:47:32 ÖS »
Sabırlı biriysen oku derim.
Terry'ninn duyguları bunlar

Ve Terry gerçekten sabır isteyen biri :)

okuyacağım hemde kesin okuyacağım
 çünkü gerçekten güzel yazıyorsun..
ama henüz değil en erken haftaya salıya :D :D


Çevrimdışı sibel21

  • Candy cevirmen
  • *
  • İleti: 5758
  • ANTHONY FOREVERRRR!!!!
  • En sevdiğiniz karakter: Anthony
  • Ruh Hali: çok şükür :)
  • Memleket: Bursa
Ynt: Terry'nin duyguları
« Yanıtla #4 : Ekim 15, 2010, 01:00:32 ÖS »
Şimdi ofisten cıkmak zorundayım yoksa kesin okuyacaktım aklım burda kalıcak yaaaa :84

Çevrimdışı Neobi

  • Admin
  • *
  • İleti: 6700
  • En sevdiğiniz karakter: Terry
  • Ruh Hali: o30
  • Memleket: İstanbul
Ynt: Terry'nin duyguları
« Yanıtla #5 : Ekim 15, 2010, 01:41:18 ÖS »
Canım benim öncelikle beni kırmayıp yazdığın için çok teşekkür ederim  :gül Şimdi yorumlayayım  :84
Yazın için uzun demişsin ama bana çok kısa geldi bir solukta bitmiş gibi :zırr O kadar duygulandım ki anlatamam. Anime gözlerimde canlandı sanki gerçekten terry anlatıyormuş gibi :zırr Hele de bu kısmı :zırr Bir ailesi olmadığı için üzgünse omzumda ağlasın istedim. Hep yanında olmak istedim. Hep yanımda olmasını istedim. :84  :84  :84  :84
Ve de son kısmı çok kalbime dokundu ve içimden senariste naletler yağdırdım :zırr Bi insan bu kadarmı duygusuz olur ve bu kadarmı acı çektirmeyi sever anlamıyorum  :ban
Ama Terry'mi senin kaleminden dinlemek, o serseri dedikleri terry'nin aslında çok duygusal olduğunu seninde farketmiş olduğunu görmek beni çok sevindirdi  neo:
Herşey için üşenmeyip ben istedim diye yazdığın için ve beni, bizi yada biz terry sevenleri animede olmasa da burada mutlu ettiğin için candy gibi terry gibi tüm kalbimle teşekkürler  neo:
Dragon'um Beni Çok Seviyorsun Değil Mi ?

Çevrimdışı Neobi

  • Admin
  • *
  • İleti: 6700
  • En sevdiğiniz karakter: Terry
  • Ruh Hali: o30
  • Memleket: İstanbul
Ynt: Terry'nin duyguları
« Yanıtla #6 : Ekim 15, 2010, 01:46:12 ÖS »
Bu arada ben bu güzel yazıyı okurken AKOGARE NO HITO yu dinledim  :84  :84 ve çok güzel oldu  :84 eğer okursanız mutlaka bu parça eşliğinde olsun demek istedim  neo:
Dragon'um Beni Çok Seviyorsun Değil Mi ?

Çevrimdışı parissienne

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 1
  • En sevdiğiniz karakter: Candy
Ynt: Terry'nin duyguları
« Yanıtla #7 : Ekim 15, 2010, 01:51:10 ÖS »
Söyliyecek hiçbir söz yok....!!!neobi'nin söylediği gibi bütün animeyi tekrardan seyretmiş gibiyim,ve çok duygulandım ellerine yüreğine sağlık hercaiebabil teşekkürler.... :84

Çevrimdışı candygirlmrv

  • Candy Fan
  • *
  • İleti: 4579
  • bo go ship da !
  • En sevdiğiniz karakter: Candy
  • Ruh Hali: o30 d3 .ama
  • Memleket: her yer olabiliyor şu sıralar
Ynt: Terry'nin duyguları
« Yanıtla #8 : Ekim 15, 2010, 02:05:04 ÖS »
çok gzl olmuşta Niobi deil Neobi :20 eline sağlık

Çevrimdışı amorf

  • Forum Moderatörü
  • *
  • İleti: 7262
  • DuR..! FaKaT DiNLe :D
  • En sevdiğiniz karakter: Candy
  • Ruh Hali: çöpçüler götürdüğünden beri ruhundan haberi yok...
  • Memleket: Memleket isterim Gok mavi, dal yesil, tarla sari olsun; Kuslarin ciceklerin diyari olsun. Memleket isterim Ne basta dert ne gonulde hasret olsun; Kardes kavgasina bir nihayet olsun. Memleket isterim Ne zengin fakir ne sen ben farki olsun; Kis gunu herkesin evi barki olsun. Memleket isterim Yasamak, sevmek gibi gonulden olsun; Olursa bir sikayet olumden olsun.
Ynt: Terry'nin duyguları
« Yanıtla #9 : Ekim 15, 2010, 02:06:52 ÖS »
niobi bir zerafet katmıs, bir nazıklik
eskisi neydi öyle ne o be (neobi) :21 :21 :21

Çevrimdışı candygirlmrv

  • Candy Fan
  • *
  • İleti: 4579
  • bo go ship da !
  • En sevdiğiniz karakter: Candy
  • Ruh Hali: o30 d3 .ama
  • Memleket: her yer olabiliyor şu sıralar
Ynt: Terry'nin duyguları
« Yanıtla #10 : Ekim 15, 2010, 02:07:42 ÖS »
neobi gzl :81

Çevrimdışı Neobi

  • Admin
  • *
  • İleti: 6700
  • En sevdiğiniz karakter: Terry
  • Ruh Hali: o30
  • Memleket: İstanbul
Ynt: Terry'nin duyguları
« Yanıtla #11 : Ekim 15, 2010, 02:10:04 ÖS »
niobi bir zerafet katmıs, bir nazıklik
eskisi neydi öyle ne o be (neobi) :21 :21 :21

:nekura :nekura  :34  :34  :eylül  :eylül
Dragon'um Beni Çok Seviyorsun Değil Mi ?

Çevrimdışı amorf

  • Forum Moderatörü
  • *
  • İleti: 7262
  • DuR..! FaKaT DiNLe :D
  • En sevdiğiniz karakter: Candy
  • Ruh Hali: çöpçüler götürdüğünden beri ruhundan haberi yok...
  • Memleket: Memleket isterim Gok mavi, dal yesil, tarla sari olsun; Kuslarin ciceklerin diyari olsun. Memleket isterim Ne basta dert ne gonulde hasret olsun; Kardes kavgasina bir nihayet olsun. Memleket isterim Ne zengin fakir ne sen ben farki olsun; Kis gunu herkesin evi barki olsun. Memleket isterim Yasamak, sevmek gibi gonulden olsun; Olursa bir sikayet olumden olsun.
Ynt: Terry'nin duyguları
« Yanıtla #12 : Ekim 15, 2010, 02:14:04 ÖS »
niobi bir zerafet katmıs, bir nazıklik
eskisi neydi öyle ne o be (neobi) :21 :21 :21

:nekura :nekura  :34  :34  :eylül  :eylül

 
 :21 :21 :21 :21 :21 :21 :21:21 :21 :21 :21

Çevrimdışı Esma_Güngör_Moğul

  • Paylaşımcı Üye
  • *
  • İleti: 875
  • Terruce Graham Granchester;D
  • En sevdiğiniz karakter: Terry
  • Memleket: Istanbul
Ynt: Terry'nin duyguları
« Yanıtla #13 : Ekim 15, 2010, 02:51:38 ÖS »
Muhteşem olmuş, bu kadar uzun gözükürken nasıl okudum anlamadım. Az bile geldi. Terry'nin duygularını ne de güzel yansıtmışsın yüreğine sağlık.  :5 Bende neobi gibi "Akogare no hito" eşliğinde dinleyenlerdenim. Anthony ile ilgili yerleri okurken boğazım düğümlendi.  :zoey  Yazarın duygulatını okuyormuşsun gibi hissettim, Candy'nin hiöç okuyamadığımız romanıda böyle duyguludur eminim, çünkü 1400 sayfası animeye çevrilmemiş sadece 700 sayfasını anime yapılmış 2000 sayfalık kitaptan. Bizim 3 sn gördüğümüz anime sahnesi belki de kitapta sayfalarca tasvir edilmiştir. Eline sağlık tekrar, mükemmel olmuş.  :tşkTerry'nin serseri olmadığı gerçeğine örnek teşkil edebilecek bir yazı. :dönay

Teşekkürler, tüm kalbimle;) :19

Çevrimdışı çizgim

  • Özel Üye
  • *
  • İleti: 1544
  • Candy'i çok seven kendim :)
  • En sevdiğiniz karakter: Candy
  • Ruh Hali: iyimser
  • Memleket: Ankara
Ynt: Terry'nin duyguları
« Yanıtla #14 : Ekim 15, 2010, 03:18:16 ÖS »
İfadeleriniz gerçekten çok güçlü. Yazarken kendinizi Terry ile özdeşleştirmişsiniz. Kaleminize sağlık.

Kendini karakterinin yerine koymayı başarabilen empatik yazarların ifadeleri,anlatımları her zaman daha güçlü olur.

Hissettiğiniz gibi yazmaya devam edin.  Sahip olduğunuz hayal gücünüzün ürünü olan hikaye ve romanlarınız var mı bilmiyorum. Eğer yoksa üzülürüm. Böyle bir yeteneği harcamak yazık olur.

Bu yola baş koyan yeni bir yazar olarak söylüyorum bu sözleri.   :gül
« Son Düzenleme: Ekim 15, 2010, 03:38:13 ÖS Gönderen: çizgim »